18 Mayıs 2010 Salı
16 Mayıs 2010 Pazar
Tiyatro Oyuncularının Huzurevi hakkında ki Görüşleri
Güldürmek kolay iş. Kimi zaman ‘gık’ dese bile karşısındakini güldürebilir insan. Kimi zaman susmak bile kafi. Takılıp düşmene de gülebilirler yada öyle bir ağlarsın ki, yine güldürürsün. Peki bu gülücüklerin ne kadarı kalbe giden kapıları da aralar? Ne kadarı sadece yüzde bir tebessüme sıkışıp kalmayıp insanın kalbine de işler? Ne kadarı gülen ve güldüren arasında tarifi mümkün olmayan ve bir o kadar unutulmaz bir bağ kurar? Sanırım işin içine sevgini, hoşgörünü de kattığın zaman sebep olduğun tüm gülücüklerin sıcaklığı döner ve aynen seni de içine alır.
Bir ay gibi kısa bir sürede yoğun çalışmak kaydı ile, hem eğlendiğimiz hem de sayesinde eğlendirmeyi hedeflediğimiz bir oyun oldu “Hayat Gülünce Güzel”. Grup olarak ziyaretini ettiğimiz Yakacık Akseki Abdullah Nerime Turan Huzurevi için de dönemin başından beri zaten bir oyun hazırlamayı düşünüyorduk. Lakin bu proje bir süre rafa kaldırılmış, hayata geçirilmeyi bekliyordu ki, Mustafa arkadaşımızın da Etiler Emekli Sandığı Bakımevi için oynamak üzere bir oyun hazırlamamız yönündeki isteğiyle beklediğimiz startı almış olduk. Harekete geçmenin zamanı gelmişti, iki projeyi tek bir oyunda toplamak için artık bir tarihimiz de vardı: 14 Mayıs. Böyle şeyler ertelemeye gelmezdi ne de olsa.
Oyunumuz komedi türünde olacaktı. Sakinleri bir anlığına da olsa, sıkıntılarından uzaklaştırıp güldürebilmekti amacımız. Bir tebessüme bile vesile olmak kendimizi mutlu saymamıza yetecekti. Çalışmalarımızda seyirci kitlemizi oluşturan sakinlerin yaşlarını baz alırsak aradaki kuşak farkından ötürü güldürü unsurlarının nitelikleri konusunda daha çok kafa yorduk. Sonuçta bizim şu an komik bulduğumuz bir şey, onlar için hiçbir anlam taşımamak bir yana belki de kimisi için yozlaşmış, gereksiz görünen bir konu olarak bile değerlendirilebilirdi. Tüm bunlar için skeçlere daha çok titizlikle yaklaştık. Oynarken, onları izlemekten rahatsızlık duyacakları şeylerden ve incitmekten kaçınmalıydık. Eskilerin popüler şarkılarını da seslendirmenin hoşlarına gideceğini düşündük. Nitekim öyle de oldu, gençlik dönemlerinin şarkılarını duyunca çok geçmeden onlar da bize eşlik eder oldular.
Bugün, oyunumuz yer yer yaşanan aksamalara, teknik birkaç eksiğimize rağmen çok beğenilmişti. Elbette amatör ruhumuzu yansıtan şeylerdi bunlar fakat daha iyisini yapabilirdik. Demek istediğim tüm bunlara rağmen sakinlerin gönlünü kazanmak hiç de zor olmamıştı. Kusurlarımızdan çok emeğimize işleyen sevgi ve iyi niyetimizi görüyorlardı onlar. Oyun sonunda gelip tebrik etmeleri, mutluluk ve sevinçlerini, beğenilerini dile getirmeleri içimizi tatlı ve tarifi mümkün olmayan bir hisle doldurmuştu. Oyun ve sonrasında beraber çay içtiğimiz zamanlar da dahil olmak üzere beraber geçirdiğimiz o kısacık vakitte aldığımız tepkiler onlar için yaptığımız bu şeyde amacımıza ulaştığımızın en güzel göstergesiydi.
Kendimizi teatral anlamda geliştirmemize yarayacak eleştiri ve yorumlar da almıştık. Kimi teyzeler hayatları boyunca birçok oyun görmüş olmalarına rağmen izledikleri en güzel oyunun bizimki olduğunu söylerken; kimileri de hatalı olduğumuz noktaları bizle paylaşıyor, eksiklerimizi düzeltmemiz konusunda önerilerde bulunuyordu. Hatta oyun sonunda soyunma odasına giderken karşılaştığımız bir teyzem, Bursa’ya devlet tiyatrosunu getiren bir teyzeymiş, yaptığımız işte çok başarılı olduğumuzu söyledikten sonra bazı sahnelerde oyunu çok uzattığımızdan söz etti. Gereksiz uzayan yerlerin biz de farkındaydık, ki bunlardan bir tanesinde, hatta oyun esnasında bir uyarı da aldık. Sahnede oynarken, sakinlerden bir teyzem “ Uzattılar!” şeklinde seslendi. Bizim için alışılmadık bir durumdu fakat haksız bir tepki olduğu söylenemezdi.
Oyun sonunda fotoğraf da çekildik. Emekli öğretmen olan teyzelerden biri de bizi etrafına toplayıp Atatürk ve Türklük’ten bahseden şiirini okumak istedi. Başlamadan önce mikrofon istedi fakat mikrofonu getirmesi beklenen kişinin, mikrofonun çalışmadığını ve bu seferliğine mikrofonsuz okuması gerektiğini söylemesi üzerine hiç de gocunmadı. Görülen oydu ki, teyzem bu çeşit şiir okumalara alışkındı. İlk dinleyenler bizler değildik. Büyük bir inançla bağlıydı bu işe anlaşılan. Ayrıca bana kalırsa mikrofona da hiç ihtiyacı yoktu. Teyzemin sesi tüm yüksekliğiyle yankılanıyor, iniş çıkışları, itinayla yaptığı vurgu ve tonlamalarıyla kendi hissettiklerini bize de aksediyordu. Okuduklarını sanki kendisi yazmış gibiydi, etkilenmemek mümkün değildi. Kulak kesilmiş, büyük bir hayranlıkla dinlemiştik kendisini. Şiiri takiben salonda yankılanan alkış seslerinin ardından öğütte bulunmayı da ihmal etmedi. Bize duyduğu samimiyeti geleceğimize yönelik iyi niyetleriyle dile getirirken; bu vatana, millete faydalı ve Atatürk’e layık bireyler olmamız yönündeki dilekleriyle noktaladı konuşmasını.
Sakinlerin ısrarları ve Mustafa arkadaşımız başta olmak üzere bu organizasyonda aracı olan diğer yetkili arkadaşların da isteği üzerine kılık kıyafetimizi değiştirdikten sonra hep beraber çay masasına oturduk. Masaya konulan ikramlardan hepimizin istifade edebilmesi adına büyük çaba gösteren teyzeler adeta bir nine edasıyla, ilgilerini esirgemediler bizden. Çayımız daha bitmeden ikinci bir çay için sesleniyorlar, henüz yemediğimiz hamurişlerini göstererek tatlarına bakmamız konusunda bizden ricada bulunuyorlardı. Masadaki bisküvili pastayı da teyzelerden biri yapmıştı. Eline sağlık teyzemin, pek lezzetli olmuştu. Emeğine sağlık herkesin her şey pek güzel olmuştu.
Ayrılma vakti gelince müsadelerini istedik sakinlerin. Tekrar görüşebilmek dileğiyle vedalaşarak eşyalarımızı topladıktan sonra kapıya yöneldik. Bahçedeki sakinlerden Turgut amca, huzurevine geldiğimiz zaman da olduğu gibi, sağolsun, muhabbetini esirgememişti bizden. Neşesi, güler yüzü ve anlattıklarıyla başlı başına yer etti hafızalarımızda zaten. Bu defa giderayak yaptığımız muhabbet sırasında bir iki de şarkı söyledi. Görülen oydu ki bizi bırakmaya hiç niyeti yoktu. Mustafa’nın gelip duruma el atmasıyla veda etme zamanının geldiğini anlamıştı. Etiler’deki sakinlerin Yakacık’ta ziyaretini yaptığımız huzurevi sakinlerine göre her anlamda daha sağlıklı olduklarını görmek bizi sevindirmişti. Ne yalan söyleyeyim, oraya gittiğimde böyle bir manzarayla karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdik. Bizimki güzel bir yanılgı oldu.
Yaptığımız şeyin meyvelerini böylece ziyadesiyle toplamıştık. Seyirciyle buluşmanın heyecanı tartışılmazdı fakat bu seyircilerin çoğunlukla sakinlerden oluşması aldığımız tepkiler bakımından, bizim için ayrı bir önem taşır oldu. Bu nedenle de şimdi, başlangıçta sadece iki huzurevi için oynamayı planladığımız bu oyunu inşallah mümkün olduğu kadar çok huzurevine oynarız. Sakinlerle ve diğer arkadaşlarla birlikte çok güzel vakit geçirdik. İnşallah en kısa zamanda tekrar görüşür, kim bilir belki başka zamana yeni oyunlarla da birlikte oluruz. Çok güzel vakit geçirdik. Her şey için herkese çok teşekkürler. Biz oynarken eğlendik. İzleyenleri de az da olsa güldürebildiysek ne mutlu bize.
Tiyatro Sakinleri (Elif Uzer, Emre Ünal, Sabriye Çağlar, Sevilay Alhan, Taylan Yılmaz, Tuğba Muştu)
14 Mayıs 2010 Cuma
Mektubumuz var !!
Ben üniversite okuyamamıştım ama bu yaşta, güler yüzlü sevecen öğrencilerle aynı havayı soluyordum ne büyük mutluluktu. Bize yaşattığınız o güzel gün ve yakın ilginiz için binlerce defa teşekkür ediyor, sizleri çok seviyoruz. Başarı ve mutluluklar hep sizin olsun.
Sevim ELMACIOĞLU
Ben ATATÜRK nenesi olarak bugunkü geziden yaşama gücü alarak, mutlu yarınların sevincini yaşadım. Bu gençleri yetiştiren, bu güzel üniversiteyi yönetenler, yönetilenler adına sonsuz sevgi ve saygılar sunar. Tüm eğitim kurumlarınIN VATAN a hayırlı olmasını diler Sevgiyle kucaklarım.
Zuhal Nenin SAVAŞ
13 Mayıs 2010 Perşembe
12 Mayıs 2010 Çarşamba
Tiyatromuza Bekliyoruz
Oyun 75 dk sürüp, Oya hanıma bağlı kalınarak bir veya iki perdeden oluşacaktır.
Oyunumuz ücretsiz olup herkesi bekliyoruz.
Adres;Nisbetiye Cad. No:55 Etiler Beşiktaş İstanbul - Etiler Dünya Göz Hastanesi karşısı.
Santral ve Minyatürk Gezisi
Geçen hafta yaşlılarımız ile İstanbul’un tarihini anlatan bir belgesel izlemiştik. Bu hafta ise onlar için daha farklı bir program hazırladık. İlk olarak yaşlılarımız ile birlikte okulumuzun içinde olan Santral Enerji Müzesi’ni gezip daha sonra ise okulumuza da yakın olan Miniatürk’ü gezmeyi planladık. Önceki haftalarda Etiler Emekli Sandığı yetkilileriyle hazırlamış olduğumuz program da 20 kişilik bir grup olarak gideceğimizi kararlaştırdık. Geçen hafta ise belgesili izlerken bu 20 kişilik grubun hemen dolduğunu ve yaşlılarımızın bu geziyi merakla beklediklerini öğrendik. Bu meraklı bekleyiş karşısında onların bu gezi sonrası memnun olarak ayrılmalarını istedik ve bunun için heycanlıydık.
Gezi günü geldiğinde arkadaşlarımızla önceden kararlaştırdığımız gibi okulda buluştuk ve bu gezi için ayarlanmış olan okul servisini bekledik. Yarım saat sonra yetkili servis aracı geldi ve yaşlılarımızı almak üzere yola çıktık. Planladığımız gibi onları saat 13:00 da kapıdan alıcaktık. Kısa süren bir yolculuk sonrası saat 12:45 de ordaydık. Kapı önünde bekliyen misafirlerimiz gezi için sabırsızlıkla yerlerini aldılar. Eksik olan misafirlerimizi de saat 13:00 a kadar bekledik ve onları da alıp okulumuza doğru yola çıktık. Yolculuk sırasında bazı yaşlılarımız geziceğimiz müze hakkında bilgilenmek istedililer ve bildiğimiz kadarıyla bizlerde onlara yardımcı olduk. Okulumuza geldik ve müzeye giriş yaptık girişte okul müzemizi anlatan kataloglardan dağıttık. Müzenin içinde olan eski zamanlardan kalma tarihi makinelerden ve icatlardan misafirlerimiz çok etkilendi. Her bir icatın başında onlarla birlikte hem bilgilendik hemde hepbirlikte eğlendik. Elektirik üreten cihazları gezdikten sonra giriş kısmında ki cihazlar hakkında yaşlılarımıza bilgi verdik. Yaşlılarımız girişteki yağmur sesi adlı düzeneği ve müzik odasınıda çok sevdi. Müzeyi dolaşma esnasında misafirlerimiz biraz yoruldular ve dinlenmek üzere hepbirlikte okulmuzun kantinine gittik. Çimenlerin üzerine maslarımızı ve sandalyelerimizi taşıdık. Bu sırada okuldaki arkadaşlarımız da bizleri yalnız bırakmayarak yaşlılarımızla sohbetlerimize katıldılar yaşlılarımız gençlerle konuşmakla çok mutlu oldular. Yaklaşık yarım saat boyunca oturup sohbet ettik ve dinlendik. Daha sonra Miniatürk’e gitmek üzere okul servisimize doğru yürümeye başladık ve yol boyunca yaşlılarımızdan çok güzel anılar dinledik. Servisimiz bizi okuldan aldı ve Miniatürk’e bıraktı. Yaşlılarımızdan bazıları biraz yorulmuşlardı ve içlerinden ikisi Miniatürk gezimizde yer alamadılar ve kafeteryada oturup bizleri beklediler. İçlerinde daha önceden de gelmiş olanlar vardı ve arkadaşlarına gezi boyunca rehberlik ettiler. Boğaziçi köprüsünden herkes çok etkilendi fakat Çanakkale Zaferi Müzesi en çok etkilendikleri bölümdü. Yaşlılarımızdan çoğu bu müzenin içinde çok duygulandılar. Çanakkale Zaferi Müzesi’ni gezdikten sonra Miniatürk gezimiz bitti ve tekrar dinlenmek üzere yaşlılarımız ile birlikte kafeteryaya gittik ve hepbirlikte oturup hem dinlendik hemde sohbetimize devam ettik. Ufak bir mola sonrası artık gezimiz bitmişti ve misafirlerimizi tekrar Etiler Emkekli Sandığı’na bırakmak üzere servisimize bindik.
Misafirlerimiz genel olarak İstanbul’un ne kadar hızla değiştiğinden bahsettiler. Okulumuzda ki elektirik santralinin müze olduğunu hiçbirisi bilmiyormuş, teknolejinin ve imkanların bu kadar yüksek olması onları çok etkilemişti.
Bu hafta hem misafirlerimiz hemde bizler için gerçekten çok güzel vakit geçirdiğimiz bir gezi olmuştu. Yolculuğumuz bitmişti , yaşlılarımızın üzerinde tatlı bir yorgunluk vardı fakat yüzlerinde ise o yorgunluğu göstermeyecek bir mutluluk vardı. Her biri onlar için hazırladığımız bu gün için teker teker teşekkür ettiler. Sonuç olarak geçirdiğimiz bu güzel gün sonrası onları bu derece mutlu görmek , bizleride bir o kadar mutlu etti.
10 Mayıs 2010 Pazartesi
Film İzleme
Bu hafta ilk programımızı gerçekleştireceğimiz için heyecanlıydık, bu hafta programımızda İstanbul’un Tarihini anlatan bir belgeseli yaşlılarımızla birlikte seyretmek vardı. Başlarda sıkıcı bulmalarından korktuk fakat sonra yaşlılarla yaptığımız konuşmalarda belgeseli çok beğendiklerini kendilerini eskilere götürdüğünü söylediler. Filmin bitiminde arkadaşlarımızla beraber yaşlılara film hakkındaki görüşlerini sorduk, Turgut Amca filmi çok beğendiğini kendisini çok çok eskilere götürdüğünü ve de belgeselde yer alan tarihi, mimari eserleri tekrardan görmesinin kendisini çok mutlu ettiğini söyledi, kız kulesinde yaptığı sayımlardan, fenercilerden salacakta içtiği rakılardan bahsetti, kendisi aynı zamanda eski bir kaptan olan Turgut Amca keşke Kız Kulesini de gösterseydi diye de bizlere sitem etti.
Her hafta olduğu gibi bu haftada komik bir olay başımıza geldi, film sonrasında kafeteryada film hakkında görüşlerini sorduğumuz bir yaşlı – kendisi TRT de eski program yönetmeniymiş- filmi bizim çektiğimizi zannederek teknik çok başarılı bulduğunu daha da iyi olabileceğini söyleyerek, ışığından kamera açısına kadar birçok yorumda bulundu.
6 Mayıs 2010 Perşembe
Film İzleme
TARİHİ YARIMADA
YÖNETMEN:Vedat Atasoy
Taşıdığı binlerce yıllık tarihi birikim ve hakimiyetine girdiği farklı uygarlıklardan miras kalan kültürel zenginliğiyle İstanbul, sadece biz Türklerin değil, tüm insanlığın ortak değeri. Bu olağanüstü kentin kalbinin attığı Tarihi Yarımada, 1985 yılından bu yana UNESCOnun Dünya Mirası Listesinde yer alıyor. Bu bölge, tarihi öneminin yanı sıra mimari dokusuyla da tüm dünyanın ilgisini çekiyor. Türkçe ve İngilizce dillerinde hazırlanan bu belgesel; Tarihi Yarımadanın 2500 yılı aşan serüvenini gözler önüne sererken sahip olduğumuz, değer biçilemez varlıkları bizlere tekrar hatırlatacak. Kadıköy - Sarayburnu - İstanbul Boğazı - Milion Taşı - Dikilitaş -Yılanlı Sütun - Erguvan - Örme Sütun -Alman Çeşmesi -Çemberlitaş - Ayasofya - Sulukule -Yerebatan Sarnıcı -3. Ahmet Çeşmesi - Kariye Mozaikler- Theodosius Limanı / Kapalıçarşı -Topkapı Sarayı - Fatih Camii - Süleymaniye Camii -Süleymaniye ve Zeyrek - Mısır Çarşısı - Sultan Ahmet Camii
Film gösterimi 07/05/10 tarihinde Etiler emekli sandığı huzurevi'nin çok amaçlı salonun da saat 14.00 da başlayacaktır. Herkesi yaşlılarımızla birlikte film izlemeye bekliyoruz.
